Lr aloe vera Ubb kayit
Örnek Resim
SON DAKİKA

Anasayfa > DOKÜMANTASTON MERKEZİ > İNANÇ > Doğa En Büyük Mabettir: Ben ona ve onun içindekilerine taparım

Doğa En Büyük Mabettir: Ben ona ve onun içindekilerine taparım

Doğa En Büyük Mabettir: Ben ona ve onun içindekilerine taparım… Dilşa Deniz

Bütün inançların içinde hayvanlara olan yaklaşım çok önemli bir kalemdir. Hayvanların inanç içinde önemsizleşmesi ve dışlanması, kadınların inanç içinde önemsizleşmesi ve dışlanmasıyla aynı çizgiyi ve kaderi paylaşıyor.

                                                  doga-en-buyuk-mabettir-ben-ona-ve-onun-icindekilerine-taparim-dilsa-deniz4627b0f2fba7330cf7a6

Toplumsal tarih ve dinler tarihi, esas olarak insanın doğa ile de tarihidir. İlk inançların büyük bir kısmı -korkudan öte- doğaya olan minnet üzerinden bir anlama kavuşur. Kendisinin de tür ya da birey olarak varlığını borçlu olduğu doğa, onun tapındığı şeydir aslında. Zaman içerisinde hayvan, kadın ve köle enerjisinin ele geçirilip kullanılmasıyla birlikte elde edilen artık değer ve güç, inançların da toplumların gelişme biçimlerine bağlı olarak değişmesini de getirmiştir. Bu anlamda, doğadaki gizil güç (animizm, totemizm) gibi inançların yerini,  yavaş yavaş hybrid varlıklar alır. Yani yarısı başka yarısı başka hayvanlar- örneğin uçan atlar, uçan devlerden yarı hayvan yarı insan, -Şahmaran, keçi başlı tanrı vb.- oradan da tamamen insana dönen tanrısallık, çok tanrılı inançlara akabinde çok tanrının üstünde tek tanrının konumlandırılması, sonrasında bunun insanüstü görünmez bir tanrısallık şeklinde tariflenmesiyle günümüzdeki tek tanrılığa ulaşan bir süreç izler. Elbette halen güçlü olarak devam eden tanrısız (ateist)  – Budizm vb- inançlar da varlığını sürdürmektedir.

Bütün inançların içinde hayvanlara olan yaklaşım çok önemli bir kalemdir. Hayvanların inanç içinde önemsizleşmesi ve dışlanması, kadınların inanç içinde önemsizleşmesi ve dışlanmasıyla aynı çizgiyi ve kaderi paylaşıyor. Tek tanrılı sürece doğru evrilen inançlarda kadınların görünürlüğü yok olurken, hayvanlar sadece kurbanlık olarak yer bulmakta ve dolayısıyla ölümleri de “normal”leşmektedir. Nuh’un gemisine binen hayvanların kaderi, artık bu inançların dışına atılarak sadece insanın yaşaması için “gerekli olanlar ve olmayanlar” şeklinde bir tasnife tabi tutulmaktadır. “Gerekli” olanlar yani evcil hayvanlar zaten insanın emrinde ve elinde, “gerekli olmayanlar” yani yabanıllar ise öldürülmeleri gerekli olan “değersiz” ve hatta insana zarar verebilecekleri gibi bir gerekçelendirme ile “katli vacipler” olarak öldürmenin zevk aracına dönüştürülmektedir.

Doğada insanın dışında zevk için öldüren başka bir canlı türü bulunmamaktadır. Doğadaki öldürme şekli ya açlığını gidermek ya da potansiyel bir tehlike karşısında meşru müdafaa olarak mevcuttur. Oysa insan “avcılık sporu” gibi zevk için vahşi bir can alma yöntemini kullanabilmektedir. Dêsim’de mevcut olan inanç ve buna bağlı olarak kültür de hiçbir zaman yabanıl hayvanlara silah doğrultmaya ve bunu da zevk için yapmaya izin vermemiştir. Dêsim her zaman bu hayvanların mekanı olmuş bir bölge olarak Dêsimlileri korumuş ve bu korumanın büyük bir kısmı da bu hayvanlar üzerinden yapılmıştır. Bu durum Dêsim mitolojisi içinde de çok derin işlenir. Örneğin Dızgun’un bekçiliğini kurtlar, evlerin koruyuculuğunu yılanlar yapmaktadır. Kurêş’in ayıya binmesi ve eline yılanı alması, yanlışlıkla öldürdüğü kardeşi için nesiller boyu ağlayan Pepug, Ali Dost’un güvercinleri bütün bunlar Dêsim mitolojisinde yaban hayvanları ile nasıl bir saygı ve kaderdaşlık ilişkisi yaşandığını göstergeleri olarak kayıt altına alınmış ve bir “vasiyet” olarak binlerce yıldır kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.

Uzun kış gecelerini aç geçiren yoksul Dêsim halkı bu yüzden tüfeği alıp bir tavşana kıymamıştır. Bir güvercine, bir geyiğe kurşun sıkmamıştır. Bu yüzdendir suçu ne olursa olsun Yol Hukuku’nda ölüm emrinin yer almayışı. Aynı hayatın içinde, birbirini korumanın kollamanın, birbirinin hayatına saygı gösterme inancının burada varlığını sürdürmesi bu yüzdendir. Bu yüzdendir Dêsim inancındaki ruhun sürekli bir başka canlıda zuhur etme döngüsü.Bugün insanım, yarın bir pezküvi, ya da bir güvercin donunda olabilirim’in inancıdır. Bu yüzdendir inancın külliyatının, devasa bir empati üzerinde yürümesi. Bu yüzden Xızır, sürekli başka bir canlının donunda zuhur eder. Bu yüzden, O, bin bir kere cihana gelir, gelen yine O’dur. Öldürdüğün canlının Xızır’ın bedeni olma ihtimali de bu yüzdendir. Bu yüzdendir gereksiz öldürdüğün her canlının ahının gizil kudret tarafından mutlaka tahsil edileceği. Bu yüzdendir öldürmenin reddi. Bu yüzdendir canlı bir bedenin “tanrının mabedi” olarak nitelendirilmesi. Öldürülen her canlının şahsında yapılanın, tanrının bu mabedine yapılan bir saldırı olması ve inanç içinde affedilmez bir suç oluşturması.

Bu yüzdendir Dêsimli çiftçinin tarlasını ektiği öküzün ayağını öpmesi, ona saygı göstermesi. Bu yüzdendir sabahın en tatlı uykusundan, bir ölüm gibi ayrılıp, kendilerine emanet edilen canlara hizmeti. Ağzı, dili olmayan, konuşamayan, dertlerini anlatamayan ama hayatı bilen, hisseden, duygulanan canlıların derdinin anlaşılması. O yüzdendir evdeki yılanlarla barış içinde yaşanması.

Bu yüzdendir av denen keyfi cinayet işlemenin lanetlenmesi, cinayet işleyenlerin, bu toplumun ve inancın bir parçası olmasına izin verilmemesi. O yüzdendir Dêsimlilerin militarizm denen öldürme ideolojisini reddetmeleri. Bu yüzdendir meşru müdafaa hakkının dışında kimsenin paralı askerleri olmamaları.

Yine bu yüzdendir Dêsimlilerin ava karşı çıkması gerektiği. Bu yüzdendir, yabanda yazıdaki suların borularla sadece köylerde daha fazla çamaşır bulaşık yıkamak için getirilmemesi. Bu yüzdendir ki doğada ona tabi olan her canlının hakkı olana el uzatılmaması gerektiği. Her türlü hayatı kutsayan inancımızın kutsiyet söylemine, buradan bakarak onu korumamızın aslında kendimiz korumamız olduğunun anlaşılması. Bu yüzdendir, inancımızı ve doğamızı kaybettiğimizde birer hiçe dönüşeceğimiz gerçeği.

Bu yüzdendir, geleceğin inancı olacak muhteşem bir inanç felsefesine tabi olan bu toplumun, kendi özelliğini, biricikliğini borçlu olduğu bu doğa tapınımının özenle koruması gerektiği. Bu yüzdendir ki aksi durumda her şeyimiz, kendimiz, benliğimizi, toplumumuzu, inancımızı ve doğamızı kaybedeceğimiz gerçeği. Bu yüzdendir geleceğimizin, geçmişte analarımızın/atalarımızın sahip çıktığı, saygı duyduğu, tapındığı doğaya, bizim de aynı saygı ve sevgiyi duymamızdan geçtiği gerçeği.  Bu yüzdendir hayatın kutsallığı, hayvanların kutsallığı, doğanın kutsallığı.

Ve bu yüzden binlerce yıldır analarımızın/atalarımızın işlemediği, işlenmesine izin vermediği bir suçun işlenmesine bizim de destek olmamamız gerektiği. Bu yüzdendir DOĞAYA KARŞI BÜYÜK BİR SUÇ OLAN AVCILIĞIN bu topraklarda yeşermesine izin vermememiz gerektiği.

Dersim ve doğası bizim en büyük mabedimizdir, en büyük tapınım ise saygıdır. Ona saygımızdan kusur etmemeyi öğrendiğimizde onun tüm şefkatine ulaşacağımız gerçeğidir hayatta tutacak olan.

11-03-2015

Kaynak: Dersim Gazetesi

Bir Cevap Yazın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Portalımız açık kaynak özgür yazılım araçları kullanılarak hazırlanmıştır.CopyLEFT | 2014 | Dersim 37-38 | Ortak Bellek Platformu
İLETİŞİM: Konur Sokak No:24/17 Kızılay/ANKARA Telefon : 0 312 435 6221 E-Posta: ortakbelleklplatformu@gmail.com www.dersim37-38.org